Gothenburg / Göteborg – İsveç Gezisi

4 GÜNDE GÖTEBORG (GOTHENBURG) GEZİSİ

Türk Havayolları tarifeli seferi ile Atatürk Havalimanı’ndan Göteborg Landvetter Havalimanı’na 3,5 saatlik uçak yolculuğu sonrası indik. Şunu belirtmeden geçemeyeceğim. Uçaktaki İsveçliler, bugüne kadar gördüğüm en sakin ve nazik insanlar. Hep yüzleri gülüyor. İtişme, bağrışma veya gülüşme yok. Sakinlik ve asalet var. Uçağın penceresinden dışarı baktığımda her yer orman ve göl ile nehirlerden oluşuyor. Aşağısı cennet gibi.

Havalimanı şehrin 20 km doğusunda yer alıyor. Havalimanına indik. Havalimanı sanki İKEA’ya gelmişiz hissine sebep oluyor. Basit ama işlevsel modüllerden oluşan bir mekan. Antika bir Volvo otomobili de valiz alma alanında sergileniyor. Volvo ve İKEA Göteborg’un simgeleri.

Pasaport kontrolü yapan polisler olabildiğince güler yüzlü ve nazik. Ne amaçla ülkelerine geldiğimi soruyor. Bize ve bizim ülkemize her açıdan ne kadar da uzak bir durum değil mi?

Havalimanında paramızı bozdurduk. İsveç kronu dışında para geçmiyor ülkede. 1 türk lirası yaklaşık 2.5 isveç kronu ediyor. 50 euro ise 420 isveç kronu ediyor. Hesabınızı buna göre yapın..

Saat farkı olarak 1 saat bizden geride. Bizi karşılamaya rehberlerimiz Ozan Bey ve Tolga Bey geldiler. Ozan Bey B2B Tur Organizasyon Şirketi Yöneticilerinden.. Başından sonuna kadar gezi boyunca bizim ile yakından ilgilenerek sabır ile sorularımıza cevap verdiler. Kendilerine yazımın başında çok teşekkür ederim. Otobüse yerleştik. Arkadaşlarım Koray, Yasemin ve Bilge ile birlikte 4 günü dolu dolu geçirdik.

Otobüs ile mini bir şehir turu yaptık. Daha önce Hollanda’ya gitmişseniz, Göteborg’u görür görmez hemen ‘yaramaz şehir’ Amsterdam’ı hatırlayacaksınız. Uzun caddeler, kanallar ve evlerin mimarisiyle Göteborg, Amsterdam’ın yanında biraz daha ‘uslu bir çocuk’ olarak yerini alıyor. Bu benzerliğin tesadüfi olduğunu düşünmeyin. Çünkü 1641 yılında İsveç Kralı Gustav Adolf, şehri kurduktan sonra şehir planlamasını Hollandalılara yaptırmış. Bu nedenle iki şehir arasında ciddi benzerlikler bulunuyor. İsveç, gölleri ve yemyeşil doğasıyla tanınır. Yüzde 65’i ormanlarla kaplı ülkede 90 bin göl bulunuyor. Göteborg da, bu nimetlerden payını almış bir şehir… Her tarafı yemyeşil ve göllerle çevrili… Kentte mayıs, haziran, temmuz ve ağustosta neredeyse gece yok. Güneş çok geç batıyor, erkenden doğuyor. Bir günde üç günü yaşıyormuş hissine kapılıyorsunuz. Kışın ise gündüz yok ama her yer ışıl ışıl… Göteborg şehri, İsveç’in Kuzey Denizi’ne bakan batı kıyısındaki Kattegat Körfezi’nde yer alıyor. Göta Alv Nehri’nin ve Göta Kanalı’nın denizle buluştuğu noktada konuşlanan şehrin nüfusu 500 bin. Şehir ismini de bu nehirden almış. İsveç’in ikinci büyük kenti.

 

Öncelikle Gustav Adolfs Torg heykeline gittik. “Şehri Buraya Kurun” işaretini yapıyor..

Sonraki hedefimiz şehrin en yüksek mevkisinde kurumuş bir protestan kilisesi olan Masthuggskyrkan Kilisesi.

Sonraki hedef okyanus tanrısı “Poseidon Heykeli” ve altındaki fıskıyeli havuz. Çok aç olduğumuzdan yüyüme mesafesindeki  La Gondola Trattoria isminde bir İtalyan Restaurantı’na gittik. Burada dana şinitsel ve salata yedik. Garsonlar çok güler yüzlü idi. Bu güzel restaurant ana cadde üzerinde, Kungsportsavanyen Caddesi.. Bu cadde yerden ısıtmalı. Kışın en sert zamanlarında kar ve buz olmuyormuş bu caddede..  Çok güzel bir mekan.

Hava çok güzel ve güneşli. Genelde serin, kapalı ve yağmurlu olurmuş, haziran ayında. Restaurantın biraz aşağısında Re-enkarnasyon anıtının olduğu yerde otobüsümüze binerek otelimize ulaşıyoruz. Scandic Opalen. Bizi şampanya ve pasta ile karşılıyorlar. Odama yerleştim. Odaya girdiğimde de havalimanına girdiğimde yaşadığım hisse kapılıyorum. İKEA.. Oda da moduler.

Kısa bir dinlenme ve yerleşmenin ardından diğer arkadaşlarıma resepsiyondan arayarak ulaştım, yorgun olduklarını ve dinleneceklerini ilettiklerinden fotoğraf makinemi yanıma alarak otelden ayrıldım ve şehri keşfe başladım.

İlk olarak ana caddesine tekrar gittim. Oradan da kanallara ve parklara doğru ilerledim. Tradsgardsföreningen Parkı. Çimlere oturdum ve insanları seyrettim. Çok harika bir yerdi. İnsanlar serbestler ve dinlenmeye gelmişler. Birbirlerine rahatsızlık vermiyorlar. Güneşlenenler var. Burada botanik bahçeleri var. Bol fotoğraf çektim.

Sonra da otelin yolunu tuttum. Her yerde her çeşit volvo otomobiller ve jipler… Bisikletli insanlar ve yürüyen ve çevresine selam veren yayalar…

Rehberlerimiz akşam yemeği için Buenos Aires Steak Restaurantı’na yer ayırmışlar. Kırmızı şarap eşliğinde lezzetli bir arjantin steak yedik.

Saat 23.00 oldu ama hava halen kararmadı. “Beyaz geceler” tabirini anlamaya çalıştık. Çünkü birazdan güneş geçici olarak batacak ve saat 03.30’da tekrar doğacak. Gökyüzü siyah olmuyor, bir taraf beyaz sarı diğer taraf ise lacivert oluyor, siyah değil.

Otelimize gittik. Herkes çok yorgun ve uykusuz olduğundan derin uykuya daldık. Gece kalktığımda gerçekten de hava aydınlıktı. Otelde sabah kahvaltımızı aldık. Otele yakın bir mevkide olan bir göle yürüyerek gittik. İçinde nilüferler var. Göllerde ve su olan her yerde ekolojik denge korunmuş. Ne kadar da güzel. Gösteriş için yapmamışlar, gerçekten yapmışlar.. Gezerken öğrendik ki bu göl İsveç’in en büyük üniversitesi olan Göteborg Üniversitesi’nin bahçesindeymiş….

Otobüsümüze tekrar bindik. İsveç ve dolayısıyla Göteborg şehri, Baltık Denizi Kategatt Kanalı bölümü Danimarka ile komşuluk yapıyor. Bu bölgede toplam 42 ada var ve bunlardan 22 tanesinde insanlar yaşıyor. Biz önce Hönö Adası’na ana karadan feribot ile gittik ve sonra da köprü ile Öckerö Adası’na geçtik. Hönö Adası’nda Lilling Cottage isimli bir restaurantta pizza ve tavuklu risotto yedik. Bira ve kırmızı şarap içtik. Şarap muhteşemdi. Aynı zamanda çiçek satış yeri olması ile de ilginç bir restauranttı. İsveç’te yapma çiçek gibi bir şey göremezsiniz. Tüm çiçekler gerçek ve her rengi de var…

Otobüs dönüş yolculuğuna başladı. Şehir içine girdiğimizde biz 4 kişilik grup olarak Nordstaden Alışveriş Merkezi’nde indik.  Türkiye’deki alışveriş merkezlerine göre düşündüğümüzde oldukça küçük bir yer. Ama biz hanım arkadaşlarımızı ilk 5 dakikada kaybettik. Koray ile gezdik ve telefon ile grubun diğer üyelerine ulaşarak dün benim gittiğim yerleri onların da görmesini istediğimden Tradsgardsföreningen Parkı’na birlikte gittik. Oradan da otelimize geri döndük. Çok yorulmuşuz. Biraz dinlendik. Yemek için tekrar buluştuk ve bu kez bir Türk Restaurantı’na gittik. Seralj Restaurantta ezme, cacık, ayran ve fırında kuzu ile dondurmalı baklava yedik, yeni rakı içtik. Ortam çok güzeldi. Otelimize gittik. Koray ile otele ait iki bisikleti alıp şehir turu yaptık. Ne olsa şehri iyice tanıdık. Lacivert bir gecede yaklaşık 10 km yol yaptık. Otele gelip yatağa uzandığımda saat 02.38’ti.

Sabah kahvaltısının ardından otobüsümüze binip yaklaşık 50 km kadar güneydoğu yönünde ilerleyerek Gunnebo Ailesi’nin Malikhanesi’ne gittik. 18. yüzyılın sonlarında Gunnebo, İsveç’teki en modern ve en değerli Evlerden biriydi. İki yüz yılı aşkın bir süredir, bu site tarihi bir ortamın oluşturulması ve geliştirilmesi konusunda ülkenin en beğenilen ve yenilikçi girişimlerinden birinin konusu olmuştur. Bu evi en ince detaylarına kadar anlatan yerel bir rehber eşliğinde gezdik ve gerçekten çok etkilendik ve beğendik. Otobüsümüze bindik ve yine yaklaşık 50 km kadar doğuda yer alan Alignsas Kasabası’ndaki Amvrosia Grek Restaurant’a gittik. Karides ve kalamar ile somon balığı yedik. Dark bira içtik. Çok güzeldi. Kasabada festival vardı ve pazar yeri kurulmuştu. Gezdik ve bolca fotoğraf çektik.

Oradan tekrar Göteborg şehir merkezi üzerinden geçerek 50 km kadar kuzeybatıda yer alan Marstrand Adası’nda yer alan Carlstensfastning Kalesi’ne gittik. Kale Norveç saldırılarına karşı kurulmuş bir viking kalesi imiş. Zindanları ve kuleleri ile tam bir viking kalesi gerçekten. Ada ile ana kara arasında çalışan feribot çelik halat üzerinde hareket ediyor. Ana kara dediğime bakmayın aslında irili ufaklı bir çok adalar var ve bunlar da birbirlerine köprüler ile bağlılar. Otobüs ile tekrar Göteborg’a hareket ediyoruz. Akşam yemeği için ise Odyssea in Loco Restaurant’ta ekmek üzeri karides, dana büftek ve cheesecake yedik. Yemek süperdi. İsveç’te yediğim en iyi yemekti diyebilirim doğrusu. Bu yemek gerçekten gala yemeğimiz oldu. Kırmızı şarap ile de çok güzel gitti. 

Otelimize gidip dinlendik. Sabah kahvaltı sonrası İsveç’e veda ederek İstanbul’a doğru Türk Havayolları ile uçuşa başladık. Allaha ısmarladık İsveç…

Hoşbulduk Türkiye..

 

Tarkan Kızartıcı

 

 

0 Comments

Add Yours →

Bir cevap yazın