İran Demavend ve Savalan Dağları Zirve Yürüyüşleri Günlüğüm… My dairy that Iran Demavend and Savalan Mountains Peak Climbing …

 

Gönlü dağlarda olana hayal biter mi ? Bitmez elbette. Biri biter diğeri gelir. Bizim gibi hayalleri peşinde koşanlar için yeni hedefler hayatın olmazsa olmazlarıdır.

Yıllar önce Ağrı Dağı’na çıkar mısın deselerdi, haydi oradan ; Ağrı Dağı kim ben kim derdim. Ağrı Dağı benim için ulaşılması güç bir yerdi, bir hedefti. Ta ki geçen sene 18 Temmuz 2014’e kadar. Bu tarihte benim için bir hayal olan şeyi gerçekleştirmiş, amacıma ulaşmıştım. Zirveye vardığım anda yaşamış olduğum duygu selini kelimelerle ifade etmem mümkün değil. Bu arada, bu hedefimi gerçekleştirmemde bana destek olan, beni cesaretlendiren, bana yoldaş olan gerçek dost, kardeşim Nihat Aktaş arkadaşımın desteklerini, çabalarını ve yardımlarını da unutmamak gerekir. Zaten bu tür etkinliklere gerçekten kafaca denk, seni yarı yolda bırakmayacak, sana gayret verecek insanlarla, gerçek dost ve arkadaşlarla çıkmak gerekir. Bu sene de geçen senenin tecrübesi ve rahatlığıyla ve de değerli dağcı arkadaşımız Bayram Ali Altuğ ağabeyimizin de icazet ve onayını alarak DEMAVEND DAĞI’na (5671 m.) çıkmaya karar verdim. Bu arada Demavend öncesi Savalan Dağı (4881 m.) na da çıkacağımızı duyunca acaba başarabilir miyim düşüncesi oluştu beynimde. Çünkü altı gün içinde iki büyük zirve pek de alışkın olmadığım bir tecrübeydi benim için. Neyse her şeyi yaşayarak öğrenmek daha güzel diyerek temmuz ayı başlarında Sun Express Havayolları’ndan biletimi ayarladım ve büyük bir heyecanla hareket edeceğimiz 22 Ağustos tarihini beklemeye başladım.

 

 

Günlüğüme geçmeden evvel Savalan ve Demavend dağlarıyla ilgili bilgiler vereyim:

 

Savalan Zirvesi İran’da Erdebil, Meşginşehr ve Sarab kentlerinin oluşturduğu bir üçgenin tam ortasında bulunuyor ve yüksekliği 4811 metredir. İranlılar bu dağa kendi dillerinde yani Farsçada SABALAN diyorlar. Tebriz’de ise genellikle Azeri Türkleri yaşadığından onlar da göl veya gölcük anlamına gelen SU-ALAN anlamında SAVALAN diyorlar. Volkanik bir dağ olan Savalan Dağı patladıktan sonra ortasındaki çukur bölüm zamanla su dolmaya başlamış ve bir süre sonra bu zirve Savalan olarak değişmiş. Bazı kültürlerde Savalan Dağı birçok müridin kendini duaya ve inzivaya çektiği yüksek ve görkemli bir dağ olarak geçmekteymiş. Bu arada her yıl haziranın 20. gününden sonraki ilk Perşembe günü insanlar buraya gelip, kurbanlarını keserlermiş. Yine bir rivayete göre eskilerde şöyle bir inanış varmış; eğer Savalan’ın karı az olursa o yıl kıtlık olacağına inanılırmış.  

 

IMG_4063

IMG_4065

 

Şimdi gelelim DEMAVEND DAĞI’na: Demavend dağı, İran’da kuzeybatı-kuzeydoğu hattı üzerinde, Hazar Denizi ve İran Çöllerini birbirinden ayıran “Alborz” dağlarında yer alıyor. O da, bizim sevgili Ağrı dağımız gibi dördüncü jeolojik zamandaki volkanik aktiviteler sonucunda oluşmuş. Bazı kaynaklara göre, 5671 metre yüksekliğindeki bu dağın ilk tırmanışı 1837 yılında W. T. Thomson tarafından gerçekleştirilmiş. Eski dönemlerde tırmanışı dinsel ve mitolojik sebeplerden dolayı teşvik edilmeyen dağa, 1940’lı yıllardan itibaren de sayısız İranlı dağcı tırmanmış.

1989 yılında düzenlenen Türkiye Dağcılık Federasyonu faaliyetinde de, 10 dağcımız bu dağın ilk Türk tırmanışını yapmış. Bu tarihten sonra da Demavend, çeşitli zamanlarda Türk dağcılarının sıklıkla ziyaret ettiği dağlardan biri olmuş. Gerçekten de, Ağrı (5137m.), Elbruz (5642m.) ve Demavend (5671m.) dağları, yüksek irtifa dağcılığına başlamak isteyen dağcılar için son derece uygun koşullara sahip dağlardır.

IMG_40981

Evet duygu ve düşüncelerimizi, çıkacağımız dağlarla ilgili bilgileri verdikten sonra şimdi yaşadıklarımıza dair bilgileri ve anılarımızı yazmaya başlayabilirim.

Aslında hiç de hoş ve güzel olmayan bir zamanda bizlerin böyle bir maceraya atılması doğrusu bir cesaret göstergesiydi. Çünkü doğu ve güneydoğu illerimizde yaşanan olaylar, sınır kapılarındaki person

 

elin kaçırılması, yollara döşenen mayınlar, yollarda yakılan araçlar hepsi üst üste geldi. Bu durum bizim haricimizde elbette herkesi tedirgin etti. Biz tüm olumsuzlukları göze alarak dağlar uğruna böyle bir maceraya atıldık. 21 Ağustos günü can arkadaşım Nihat Aktaş’ın Buca-Kaynaklardaki evine misafir olduk. Uçağımız erken bir saatte Van’a hareket edeceğinden Ödemiş’ten bir gün evvelden gitmek en mantıklısıydı. Ve böylelikle İran maceramız başladı…

  1. GÜN:

22.08.2015 Cumartesi günü Ödemiş ekibi olarak ben ve Nuri Zeyrek, İzmir ekibinden Bayram Ali Altuğ, Reşat Adalıoğlu, Gökhan Bilgen arkadaşlarla havaalanında buluştuk. Gerçekten herkeste bir sakinlik ve rahatlık vardı. Kimsede bir tedirginlik görünmüyordu. Çünkü yukarıda da belirttiğim gibi son zamanlarda yaşanan olaylar bizi de etkileyebilirdi.

Rötar olmaksızın saat 05.55’te Adnan Menderes Havaalanı’ndan havalandık. Saat 07.50’de Van Ferit Melen Havaalanı’na indik. Havaalanından şehir merkezine otobüsle hareket ettik. Van’dan katılacak olan iki arkadaşla buluşmak üzere doğruca öğretmenevine gittik. Güzel bir kahvaltıdan sonra ekip başımız B.Ali Altuğ kısa bir bilgilendirme toplantısı yaptı. Bu arada İzmir’den Pan Dağcılık Kulübü’nden Mustafa Ortaç ve Itır Uz Hanım da bize katıldılar. Van’da dağda lazım olacak gerekli şeyleri aldıktan sonra saat 12.15’te minibüsle Doğubayazıt’a hareket ettik

IMG_3951

 

Normalde yakın olması sebebiyle Özalp sınır kapısından İran’a girecektik fakat güvenlik sebebiyle kapının kapatıldığını duyduk, uzak olmasına rağmen Gürbulak sınır kapısına yöneldik. Muradiye, Çaldıran, Tendürek (Burada yolda yakılan araçları gördük) üzerinden saat 14.15’te Gürbulak sınır kapısına vardık. Pasaport kontrol işlemleri yapıldı. Bir ülkeden başka bir ülkeye geçerken, doğrusu bu kadar rahat geçeceğimizi tahmin etmiyordum. İran gümrük görevlileri pek de bir arama yapmadılar ve zorluk çıkarmadılar. İran topraklarına Bazergan’dan girdik. Bizi İran’da bulunduğumuz süre içinde rehberlik yapacak olan Ali Ekber Bey’in göndermiş olduğu taksiler karşıladı.

 

IMG_3947

Hareket ettiğimiz andan itibaren kendimizi bir rallide hissettik. Çünkü İran’da mübalağasız tüm sürücüler adeta bir yarış içindeler. Taksiler, kamyonlar, kamyonetler herkes birbirini geçme çabasında. Sınırdan itibaren hiçbir yerde trafik lambası yok. Sürücüler sadece uyarıcı hiçbir levha olmayan ve de aniden karşınıza çıkan kasislerde yavaşlıyorlar. Çoğu defa kafamızı kasise hızlı girdiğimizden dolayı arabanın tavanına vurduk. İlerleyen zamanlarda bize ters gelen bu duruma yavaş yavaş alıştık. Ama en ilgincini söylemeden de edemeyeceğim. Tek şeritli yolda ilerlerken bizim şoför önündeki aracı sollarken bizim arkamızdan gelen bir araç da bizi solluyordu. Böylece üç araç yolda sakin sakin gidiyorduk. 4,5 saatlik maceralı bir yolculuktan sonra İran saatiyle (Türkiye ile İran arasında 1,5 saatlik bir fark var ) 23.00’de Tebriz’e vardık. Tebriz’de rehberimiz Ali Ekber beyin evine misafir olduk. Sağ olsunlar Ali Ekber Bey ve eşi çok değerli insanlar. Doğu insanının tüm özelliklerini ve güzelliklerini taşıyan bir aile. Bize etli safranlı bir pilav yapmışlardı. Yanında yoğurt da vardı. Ev sahipleri olarak rahat etmemiz için ellerinden geleni yaptılar. Yemekten sonra çaylar içildi saat 23.30’da herkes kendine bir yer buldu yatmak için. Ev sahibemiz rahat rahat yatmamız için bir akrabasının evine gitti. Yarın sabah erkenden Sabalan’a gideceğiz. Bu yüzden iyice uyumalıyız. Doğrusu ev sahiplerimizin misafirperverlikleri, yakınlıkları sayesinde yerimizi hiç yadırgamadık..

IMG_3950

  1. GÜN:

Her zaman olduğu gibi burada da yerimi yadırgadığımdan dolayı uyur uyanık geçen bir gecenin ardından sabah saat 03.45’te uyandık. Saat 04.30’da evden ayrıldık. Saat 04.45’te Sabalan’a doğru minibüsle hareket ettik. Sabah saat 06.15’te kısa bir çay molası verdik. Saat 07.55’te Mişginşehr’de safranlı ekmek ve peynirle kahvaltı yaptık. Saat 11.00’de kaplıcaların bulunduğu alana geldik. Eşyalarımızı minibüsten indirip dört çeker arazi araçlarına yükledik.

IMG_3954

Beşer kişilik iki ekip olarak çok engebeli ve tozlu yollardan geçerek kamp alanına geldik. Yolların çok bozuk ve tozlu olması sebebiyle araçlardan indiğimizde kendimizi tanıyamadık adeta. Bu bozuk yolda dahi şoförlerimiz hız yapmaktan kendilerini alamıyorlardı. Burada hız yapmak sıradan bir şey. Ama ilginçtir, bu hız tutkusu ve kural dışılıklara rağmen kaza oranı bize yani Türkiye’ye göre az. Sürücüler birbirlerine karşı saygılı ve hoşgörülüller.

IMG_3955

Kamp alanına geldiğimizde saat 11.45’ti. Bulunduğumuz yer deniz seviyesinden takriben 2500 m.yüksekliğinde çok rüzgarlı bir alana sahipti. Bu yüzden çadırlarımızı kurmak bayağı zor oldu. Çadırlarımızı kurduktan sonra biraz dinlendik. Aklimatizasyon için saat 15.45’te yürüyüşe başladık. Bu arada aklimatizasyonun insan vücudunun yüksek irtifaya yavaş yavaş alıştırılması egzersizi olduğunu belirteyim. Bu antreman bizim için çok iyi oldu. Yüksek irtifadan dolayı bende oluşan şiddetli baş ağrısını bol bol sıvı alarak ve de limon yiyerek gidermeye çalıştım.

IMG_3957

Aklimatizasyon için planlanan yürüyüşten çok daha fazla yürüdük. 4032 metreye kadar çıktık. Yani sadece antreman için çıktığımız yüksekliğin Türkiye’deki çoğu dağlardan yüksek olduğunu belirtmek zorundayım. Şimdiden Ağrı Dağı hariç çıkmış olduğum veya çıkmamış olduğum bazı dağlardan daha yüksekte bulunmaktayız. Zirveye yaklaşık 750-800 m. Kalmıştı. Yarınki tırmanış için çok güzel bir eğitim oldu. Kendimizi daha fazla zorlamaya gerek yoktu. İstemeyerek tekrar kamp alanına döndük. Akşam yemeğimizi yaptık. Arkadaşım Nuri Zeyrek beyin meşhur kaşar peynirli makarnasının yanında Dardanel ton balığı, hazır acılı domates çorbası ve ekmek ve arkasından çok güzel bir çay bizim için en büyük keyifti.

IMG_3963

Yemekten sonra çadırlarımıza çekildik ve yarınki yürüyüş için sırt çantalarımızı hazırladık. Saat 19.45’te yani saat sekize çeyrek kala yani Ödemiş’te herkesin daha henüz akşam yemeklerini yedikleri veya yemedikleri bir saatte biz uyumaya başladık.

IMG_3988

  1. GÜN:

IMG_4026

Saat 01.00’de yağmurun çadırın üzerindeki tıpırtısıyla uyandım. İlerleyen saatlerde, yağmur azalacağına şiddetini daha da arttırdı. Bir yandan esen kuvvetli rüzgar, çakan şimşekler, adeta yarınki havanın kötü bir habercisi gibiydi. Dağcılık faaliyeti yaparken hiç sevmediğim şeydir yağmur. Çünkü herşeyiniz ıslanır. O ıslak ve çamurlu şeyleri toparlamak sırt çantasına doldurmak ve mecburen o ıslak şeyleri kullanmak. Düşünmek bile istemiyorum. Ne olur ne olmaz düşüncesiyle tedbir amaçlı olarak kıyafetlerimi naylon torbalara koydum. Uyku tulumunu torbasına geçirdim. Büyük sırt çantamı yerleştirdim. Zirve çantam zaten hazırdı. Yarın yürüyüşten geldikten sonra sadece çadırı ve alt naylonu toparlayıp sırt çantasına yerleştireceğim.

IMG_4031

Herkes uykuda. Belli ki günün yorgunluğu sebebiyle herkes uyuyor. Veya kimse benim gibi telaşlı değil. Ama tedbirli ve hazır olmak biraz daha fazla uyumaktan daha önemli benim için. Saat henüz 02.35 kalkış saati olan 05.00’e daha çok zaman var. Etrafta büyük bir sessizlik var. Arkadaşlarım mışıl mışıl uyurken ben çadırımın içinde yarın yürüyüşten geldikten sonra yapacağım işleri sabahın köründe yapmam aslında pek de yanlış bir iş değildi ama uyku tulumunu kaldırdığım için mecburen matın üstünde biraz da titreyerek kalın bir şekilde giyinik bir vaziyette uyumaya çalıştım. Ama ne mümkün. Hava çok soğuk. Dışarısı daha soğuk ve yağmur yağıyor.

IMG_4033

Öyle veya böyle , yarı uyur yarı uyanık bir vaziyette üşüyerek saat 05.00’i ettim. Saat 05.15’te çadırdan dışarı çıktım. Yağmur da kesilmişti. Soğuk hava yağan yağmur sularını çadırların üzerinde ve yerlerde kurutmuştu. Arkadaşımı uyandırdım. Çay için sıcak su hazırlandı. Kahvaltı olarak tüp çikolata biraz ekmek ve peynirden oluşan kahvaltımızı arkadaşımın çadırında yaptık.

IMG_4039

Saat 06.00’da yola çıktık. Yaklaşık 5,5 saatllik bir yürüyüşten sonra 4881 metrelik zirveye ulaştık. Herkes birbirini tebrik etti fotoğraflar çekildik. Zirve tipik bir krater gölü. Ağustos ayı olmasına rağmen bazı yerlerde karlar hala erimemiş. Eriyen karlardan oluşan su birikintisi yani gölcük buraya su alanı anlamı veren “Savalan” kelimesini oluşturmuş. Saat 12.20’de zirveden ayrıldık. Saat 16.00’ya doğru kamp alanına vardık. Hemen toparlandık. Ben geceden hazırlandığım için rahattım. Sadece çadırlarımı topladım sırt çantama yerleştirdim. Arkadaşlarım toparlanırken ben de dinlenme fırsatı buldum. Toparlanma işi bittikten sonra arazi araçlarımıza bindik. Yine tozlu topraklı engebeli yollardan geçtik. Yolların bozukluğundan aracın içinde içimiz dışımıza çıktı. Yolların bu bozukluğundan dolayı bu araçların dökülmemesi ve yolda kalmaması hayret verici bir şey.

IMG_4051

Tekrar minibüsümüzün bulunduğu kaplıcalar bölgesine geldik. 17.15’te oradan ayrıldık. Minibüsün içinde büyük bir sıkıntı ile süren 15 saatlik bir yolculuk başladı. Herkes minibüsün içinde uyurken ben ise uyumaya çalışıyordum. Yağmur yağması sebebiyle uyuyamam, uzun bir yürüyüş ve zirve dönüşü toparlanma ve tekrar yola çıkış. Kolay bir iş değil vesselam. Uyumak zorundayım. Uyumalıyım… Uyumalıyım… Uyumalıyım…

IMG_4093

  1. GÜN:

IMG_4101

Minibüsün içinde uyur uyanık süren 15 saatlik zahmetli bir yolculuktan sonra sabaha doğru havanın ışımasıyla arabanın içinde bir hareketlenme başladı. Bu arada şoförümüz Rıza da epey uykusuz bir vaziyette araba kullandı. Hatta bazen tehlikeli durumlar da olmadı değil.

IMG_4115

Her neyse uzun bir yolculuktan sonra Tahran’ın yukarısında buranın sayfiye yeri olan Polour’da sabah kahvaltımızı yaptık. İran’da sınırdan girdiğimiz andan itibaren her yer dağlarla dolu. Bu ülkede dağcılığın niye bu kadar geliştiğinin bir göstergesidir bence. Neyse kahvaltıda herkes kendini adeta şımarttı. Ben tereyağında pişirilmiş sahanda yumurta yedim. Küp peyniri, domates, salatalık, zeytin ve lokantanın ikram olarak vermiş olduğu cevizle gerçekten güzel bir kahvaltı yaptık ve hatırı sayılır bir ücret de ödedik hani.

IMG_4118

Eşimin teyzesinin İran’da olması sebebiyle geldiğimiz gruptan ayrılarak iki gün burada kalmayı düşünüyordum. Sınırdaki olaylar ve yalnız başına kalmak, doğrusu beni ürküttüğünden ani bir kararla program değişikliği yaptım. 30 Ağustos tarihli biletimi sabahın köründe eşimi uyandırmak pahasına 28 Ağustos’a çektim. Böylelikle kafamdaki büyük bir sorunu halletmiştim. Kahvaltıdan sonra alış veriş için bir markete gittik. Burada epeyce oyalandık. Fotoğraflar çekildik. Saat 11.30’da ayrıldık.

IMG_4122

Saat 12.00’de İran Dağcılık Federasyonu’nun bulunduğu yere geldik. Demavend’e çıkış için 50’şer dolar para verildi. 145 liraya tekabül eden bu para doğrusu hepimize dokundu. Ama elden gelen bir şey yok. Mecburen ödemek zorundayız. Fakat her şeyin bir karşılığı olduğunu da unutmamak gerek. Çünkü hipotermi geçiren bir dağcıyı 4200 kampına gelen bir helikopter hastaneye götürdü. Bu arada minibüsten eşyalar indirildi ve tekrar dört çeker arazi araçlarına yüklendi. 12.30’da buradan ayrıldık. Asfalt yol bittikten sonra arazi aracıyla hoplaya zıplaya tozlu topraklı yollardan geçerek Demavend Mescit kampına geldik. Arazi araçlarımızla tam bir Camel Trophy yaptık desem yeridir.

IMG_4125

Bu arada bindiğimiz araca özellikle Jeep (Cip) demiyorum. Çünkü çok önceden bir arkadaşımla bu Jeep olayı bir polemik konusu olmuştu. Bu arazi araçları içinde en yaygın olan marka Jeep olduğu için biz tüm arazi araçlarına Jeep diyoruz. Hemen belirteyim bizim aracımızın markası da ilki bir İran markasıydı ikincisi de Nissan’dı.

IMG_4132

 

Neyse araçlardan inildi. Ağır olan sırt çantalarımız katırlara yüklendi. Zirve çantalarımızı alarak 2100 metreden 4200 kampına doğru yola çıktık. Sabah yediğimiz güzel kahvaltı sayesinde adeta yerimizde duramıyorduk. Çok rahat ve güçlü bir şekilde saat 17.00’de kampa vardık. Hemen çadırlarımızı kurduk. Bugün aklimatizasyon yapmaya gerek görmedik. Sadece çevreyi tanımak amacıyla biraz gezdik. 4200 kampında çok modern ve çok güzel bir dağ evi var. Dağ evinde isteyen para vererek çadır kurma derdinden kurtulabilir. İsterse tüm ihtiyaçlarını karşılayabileceği bir küçük market var. Tuvaletler, içme suyu ve kullanma suyu mevcut. En az on çadırın yan yana kurulacağı sekiler hazırlanmış. Aynı anda 150-200 çadırın kurulabileceği bir alan var.

IMG_4133

 

İran Dağcılık Federasyonu, dağcılığa çok önem veren bir kuruluş. Buraya yapılan yatırımı, emeği, organizasyonu, doğrusu ben Türkiye’de görmedim. Çok profesyonelce çalışıyorlar. Yemek işini hallettik. Yemekte yine hazır çorba, peynirli makarna, ekmek vardı. Yemekten sonra çayımızı içtik ve yatmak üzere saat 19.00’da yani saat akşam 7’de Türkiye’de herkes ayaktayken biz yatmaya gittik.

IMG_4160IMG_4145IMG_4134IMG_4137

 

 

 

 

IMG_4144

  1. GÜN:

Güne saat 03.00’te merhaba dedik. Kahvaltımızı yaptık. Kahvaltı dediğimiz tüpte çikolata biraz lavaş ekmek ve peynir ile vazgeçilmezimiz çay. Bir önceki akşamdan hazır olan sırt çantalarımızı çadırlarımızdan aldık, tozluklarımızı taktıktan sonra 04.00’te Demavend zirve yapmak üzere yola çıktık.

 

IMG_4170

Bu günün farklı olduğu önceden belliydi. Bayağı soğuk bir gece geçirdik. Sabah kalktığımızda hava rüzgarlı ve soğuktu. Nitekim aynı saatlerde ve gün boyu biz zirve yolundayken Türkiye’de Van ve çevresinde sel felaketi olmuş Ağrı Dağı’nın 3200 metresine kadar kar yağmış. Doğal olarak aynı coğrafyada olmamız sebebiyle biz de nasibimizi aldık bu işten. Yola çıktığımız zamanlarda bizim için zor olan sadece zirveye yakın olan yerlerde kükürt gazı iken artık soğuk, fırtına da etkili olmaya başladı. Bazı noktalarda rüzgarın şiddetiyle ayakta durmakta zorlanıyorduk. Bu arada ilk defa sırt çantama suluk aldım.

IMG_4173

Geçen sene Ağrı Dağı’na tırmanırken içeceğim suları pet şişelere doldurmuştum. Pet şişeleri tek tek kullanarak (vücut ısımla normal sıcaklıkta tutarak) suyun donmasını önlemiştim. Ama bu sefer sulukta ağza gelen boruda olan suyun donacağını tahmin edememiştim. Aslında en doğrusu ne suluk ne de pet şişe. Sadece termos olmalı insanın çantasında. Bu da benim acemiliğimi gösteriyor herhalde. Düşünebiliyor musunuz yaz koşullarını düşünerek eldiven bile almamıştım yanıma. Rehberimiz Tebriz’de eldiven vermeseydi herhalde ellerim donardı. Yürürken sularımın donması sebebiyle hiç su içemedim.

IMG_4185

Bu olumsuz durumdan ilk etkilenen Bayram Ali Altuğ ağabeyimiz oldu. Kendisi yılların verdiği tecrübeyle nerede duracağını bilen insan olduğu için ayrılma kararı aldı ve geri döndü. Bir süre sonra rehberimiz Ali Ekber Bey’de parmaklarının hissizleştiğini, daha ileride çok daha kötü olabileceğini düşünerek ayrıldı ve sorumluluğun bizde olduğunu söyledi.

 

Soğuk hava ve rüzgar gerçekten etkili oldu. Bu arada soğuktan bıyıklarım dondu. Güneşin doğmasıyla birlikte hava ısısının az da olsa değişmesine rağmen rüzgarın şiddeti eksilmedi. Performansı benden daha iyi olmaları sebebiyle arkadaşlar arayı açtılar. Grubu 5250 metrede yakaladım. Arkadaşlar durum değerlendirmesi yapıyorlardı. Ben de üzerlerine geldim. Aslında grup olarak karar alınsaydı belki ben de o cesaretle zirveye çıkacaktım. Ama kararsız kalınca ben Nuri Zeyrek ve grubumuzun tek bayanı Itır Uz Hanımla beraber dönme kararı aldık.

IMG_4186

Mustafa Ortaç ve Reşat Adalıoğlu arkadaşlarımız devam kararı aldılar. Onların kararlarına saygı duyduk. Gerçekten suyumun donması ve rüzgarın etkisi ve en önemlisi iki önemli ve tecrübeli arkadaşımızın gruptan ayrılıp dönmeleri bizlerin zirve yolundan ayrılmasına sebep oldu. 5250 m.’nin Türkiye’de ki dağlardan daha yüksek (Ağrı 5137 m.) olduğu tesellisiyle istemeyerek de olsa bulunduğumuz noktadan ayrıldık. Uzun ve zahmetli bir yürüyüşten sonra saat 11.00’de kamp alanına vardık. Doğal olarak çadırlarımızda dinlenmeye çekildik. Saat 14.30’a doğru zirve yapan diğer iki arkadaş da geldiler. Arkadaşlar çok yorgun olmalarına rağmen geceyi kampta geçirmek yerine toparlanıp Tebriz’e dönme kararı aldık. Hemen çadırlarımızı söküp sırt çantalarımızı hazırladık. Kampa gelirken ağır sırt çantamızı katırlar getirmişti. Dönüşte para vermemek için kendimiz aynı görevi üstlendik. 22 kğ. yükle 4200 m. Kampından 2000 m.’ye indik. Bu kadar yükle inmeye alışkın olmadığımdan ve yorgunluk sebebiyle zorlanmadım desem yalan olur. İnerken üç defa ayağım kayarak düştüm. İkincisinde düşerken sağ ayağımın dizden kırıldığını zannettim. Zar zor ayağa kalktım. Allahtan bir problem yoktu. Sadece sağ ayak bileğim biraz incinmişti.

IMG_4182

Bu arada bana geri dönüş süresince bir an olsun yanımdan ayrılmayarak, kendine güvenmeyen buralara gelmesin bencilliğine sığınmayan, yardımcı ve destek olan İRANLI kardeşim rehberimiz Ali Ekber beye en derin şükranlarımı ve teşekkürlerimi sunuyorum. Doğal olarak en geride kaldığımızdan araçlarımıza bineceğimiz yere de geç vardık. Geç varmamıza rağmen yine de yarım saat bekledik. Saat 19.30’da ayrıldık. İran Dağcılık Federasyonu binasına saat 20.00’de geldik. 45 dakika da burada oyalandık. Yine geldiğimiz minibüse bindik ve saat 21.00’de federasyon binasından ayrıldık , Tebriz’e gitmek için yola revan olduk.

 

6. GÜN:

IMG_4211

6. günün başlangıcını yolda karşıladık. Zirvenin vermiş olduğu yorgunluk benim gibi arabada uyuma problemi olan beni bile etkilemişti. Ne kadar uyuduğumu ben bile hatırlamıyorum. Her tarafımız tutulmuş durumda.

IMG_4253

Şoförümüz Rıza bizi yolda yine uçurdu. Artık onun süratini, ani duruşları, bazen fren mesafesini kaçırıp kasise sert girmemizden dolayı hoplayıp zıplamayı kanıksadık. Yolda arada sırada verdiğimiz mola ve benzin alımlarından sonra sabah saat 08.00’de rehberimiz Ali Ekber Bey’in Tebriz’deki evine geldik.

IMG_4283

Çantalarımızı ağırlıklarına göre tekrar dengeledik, yerleştirdik ve minibüse koyduk. Daha sonra yukarıya çıktık. Bazı arkadaşlarımız banyo yaptılar. Burada rehberimiz yine ev sahipliğini bizlere gösterdi. Sağ olsun. Kahvaltımızı yaptıktan sonra saat 11.00’de rehberimizin evinden ayrıldık. Geniş bir zaman sürecinde Tebriz’in tarihi ve turistik yerlerini gezdik. Tebriz’in turistik bir lokantasında abartılı bir yemek yedik. Verdiğimiz kalorileri tekrardan aldık. Tebriz müzesini gezdik. Tarihi bedestenlerde dolaştık ve alış veriş yaptık.

IMG_4288

Tebriz’de gezerken kesinlikle iki şey dikkatimi çekti. Birincisi, temizlik işçileri çok güzel çalışıyor. Her yer pırıl pırıl tertemiz. İkincisi bizdeki gibi dilenci hiç mi hiç yok. Bu yokluk doğrusu bizde hayrete yol açtı. Acaba fakir insan mı yok yoksa bu durum kanunla yasaklanmış, insanlar bu yüzden mi dilenmiyorlar. Fakat her halukarda güzel bir şey. Yolda yürürken farklılığımız hemen göze çarpıyor. İnsanları sıcak ve samimi. Rejim sadece kadınlar üzerinde etkisini gösteriyor. O da eskiye oranla biraz azalmış durumda. Doğrusu başın üzerinde geriye doğru düşmüş bir şekilde bir örtü, bir eşarp yeterli. Hatta bazen saçın yarıdan fazlası görünüyor. Bayanlar rahatlıkla araba kullanıyorlar ve erkeklerden kaçınmıyorlar. Diyebilirim ki bizdeki muhafazakar kadınlarımızdan çok daha medeni ve ilerideler. Öyle kuvvetle tahmin ediyorum ki çok yakın bir gelecekte İran kabuk değiştirecek ve Ortadoğu’da bizim yerimizi alacaklar. Amerikan ambargosunun kalkması ve yakın bir gelecekte İran’a ait milyar dolarların ülkeye gelmesiyle durumlarının değişeceği beklentisi içindeler. Ve en ilginci bizim ülkemizdeki gelişmeleri, politikaları, yapılan yanlışları, bizim siyasilerin yapması gerekenleri, bizim kendi aramızdaki yaptığımız konuşmalar gibi hatta ve hatta hangi partiye oy verip bu kaostan çıkabileceğimiz tavsiyelerinde bile bulunuyorlar.

IMG_4195

Neyse, yeni açılan bir AVM’de uzun süre dolaştık. Bu sürede epey Türk firmasının (Mavi Jeans, Sarar Giyim, Kiğılı Giyim, LC Waikiki, İnci Giyim, Aziz Bebe vs…) burada mağaza açması beni sevindirdi ve gururlandırdı. Marketten alış veriş yaptıktan sonra tekrar rehberimiz Ali Ekber Bey’in evine geldik. Eve geldiğimizde saat 19.00’du. Saat 23.00’e kadar sohbet ettik, çay içtik, bilgisayarda fotoğraflarımızı kaydettik. Sabah saat 04.00’te kalkmak üzere uyumaya gittik.

IMG_4299

 

  1. GÜN:

Bugün 28.08.2015 saat 04.00’da uyandık. Saat 04.40’ta evden ayrıldık. Saat 8.30’da sınır kapısına vardık. Pasaport kontrol işlemlerinden sonra hiç beklemeden saat 09.00’a doğru Gürbulak Sınır Kapısı’ndan Doğubayazıt’a hareket ettik.

Yola erken çıkmamız herhangi bir problemle karşılaşmamamız ve her şeyden önemlisi İran ve Türkiye arasındaki 1,5 saatlik zaman farkından dolayı bol vaktimiz vardı. Van’a geldiğimizde saat 12.00’ye geliyordu. Van Öğretmenevi’nde öğle yemeğimizi de yedikten sonra bizim gruptan arkadaşımız Mustafa Ortaç’ın arkadaşları olan bir dağcılık kulübünü ziyarete gittik. Burada gördüklerimiz ve dağcılık adına yapılan özverili başarılı çalışmaları yerinde gördük. Yardımlaşma, karşılıklı sevgi ve saygılı, komplekssiz insanların yönetimde olduğu örnek bir dağcılık kulübünü yerinde gördük. Bu durum yaşadığımız yerde dağcılık alanında yapılan yanlışları bana gösterdi.

Bazı şeylerin fedakarlıkla, herkesin elini taşın altına koymasıyla başarılabileceğini öğretti. Tecrübeli ve lider olan insanlara karşı nasıl saygıyla davranıldığı, saygı gören insanların da lider davranış özelliklerini gözlemledik. Çay içtik, sohbet ettik. Yürüme mesafesinde olmamıza rağmen kulüp başkanı bizleri arabasıyla öğretmenevine getirdi. Saat 16.00’ya doğru öğretmenevinden çantalarımızı alıp havaalanına doğru otobüsle yola çıktık. Bilet işlemlerimizi hallettikten sonra rötar olmaksızın saat 17.50’de havalandık. Yaklaşık iki saatlik bir yolculuktan sonra saat 20.00’de Adnan Menderes Havaalanı’na indik. Bu suretle devam eden etkinliğimizi noktaladık.

SONUÇ:

 

2 Ağustos’ta başlayan 28 Ağustos’ta noktalanan İran’daki Savalan Dağı (4811 m.) ve Demavend Dağı( 5671 m.) zirve tırmanışı faaliyetine katıldığım için çok memnunum.

Bu etkinliğe katılmama önder olan Bayram Ali Altuğ Bey’e ; rehberlik, insanlık, dostluk, yardım ve ev sahipliği konusunda yardımcı olan örnek insan Ali Ekber Bey’e; bu etkinlikte grup oluşturduğumuz arkadaşlarıma çok teşekkür ederim.

Savalan Dağ’ı zirve ve Demavend Dağı 5250 metreden dönmem (zirve yapamasam da) benim için gurur kaynağı. Geçen sene çıktığım Ağrı Dağı Türkiye dağları içinde benim için en büyük hedefti onu başardım. Yurt dışında ilk deneyimim olan bu dağlardan birini geçip diğerini 400 metre eksiğiyle geçememem elbette üzüntü verici. Ama Bayram Ali Ağabeyimiz ve değerli rehberimiz Ali Ekber beyin de dediği gibi doğayla zıtlaşma olmaz, dağ yerinde durur, zaman ve para olduğu zaman mutlaka dağa çıkılır şiarıyla teselli buldum.

Bu etkinlik sayesinde İran dağlarını öğrendim, İran coğrafyasını öğrendim, İran yemeklerini tattım ve her şeyden önemlisi İran insanını tanıdım. O ne yüce duygudur ki karşılaştığım tüm insanlar bıkmadan usanmadan selamlarını eksik etmediler. Sıcaklıklarını, yardımseverliklerini, edebi ve adabı yönlerini sergilediler.

Yalnız trafiğiyle ve araç kullanımlarıyla pek uyuşmadılar. O da kadı kızında da olabilecek bir kusur. İran tarihiyle, kültürüyle, sanatıyla köklü bir ülke. Ancak İran insanı rejimi itibariyle bu yaşamı hak etmiyor. Fakat İran’ı güzel günler bekliyor. İnşallah ileride mutlaka bir kez daha giderim.

Son olarak bu etkinlik bir şey daha öğretti bana. Dağda hele yurt dışında olsan dahi tek başınasın. Kendi gücüne, kendinden başkasına güvenilemeyeceğini idrak ettim. Ama buna rağmen Ali Ekber gibi ekibini, arkadaşını yalnız bırakmayan insanları da unutmamak lazım. Teşekkürler Savalan, Teşekkürler Demavend bana, yaşamama izin verdin. Buralardan, bu topraklardan sağ salim, kazasız belasız ayrıldım.

 

TEKRAR GÖRÜŞMEK ÜZERE HOŞÇAKAL İRAN…

 

0 Comments

Add Yours →

Bir cevap yazın