Stockholm Gezi Notları

İzmir Ödemiş’ten ilk tren ile Çarşamba günü yola çıktık. 2 saatlik yolculuk sonrası İzmir Adnan Menderes Havalimanı’ndan saat 10.10’da Pegasus havayolları ile İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’na, oradan pasaport kontrolleri sonrası saat 12.35’te yine Pegasus Havayolları ile Stockholm Arlanda Havalimanı’na 3 saat 10 dakikalık uçuş ile ulaştık. Stockholm’de saatler iki saat geri. Valizlerimizi aldık. Havalimanı çok sakin ve sessiz. İstanbul’un o kargaşasından sonra çok rahatlatıcı geldi bize… Polis pasaport noktasında bir Türk kökenli polis halimizi hatırımızı sordu. “Demek ki burada çok sayıda Türk vatandaşı var !” dedik kendi kendimize. Hemen dışarıdaki Flygbussarna firmasının otobüsüne bindik. Türkiye’de iken internet üzerinden biletimizi kişi başı tek yön için 99 SEK’e almıştık. Bu 60 tl yapıyor. Çok rahat bir yolculuk ile yaklaşık 40 dakika sonra merkez istasyona ulaşılıyor. Otobüste hem telefonunuzu şarj edebiliyorsunuz hem de ücretsiz internet hizmeti var. Bu arada havaalanı ile şehir merkezi arasında bu kadar ucuz ve kısa sürede ulaşım sağlamak mümkün değil. Tren ve metro ya da taksi ücretleri çok daha pahalı. Taksiler 575 SEK’e şehir merkezine gidiyorlar.

Otobüsten indikten sonra yaklaşık 15 dakikalık yürüme mesafesindeki, daha önce booking.com ile ayarladığımız, Olof Palme Caddesi ile Drottninggatan Caddeleri kesişiminde olan Queen’s Otel’e yerleştik. Resepsiyonist Nick bize çok yardımcı oldu. Zaten genel olarak İsveçliler mutlu, sıcak ve yardım severler. Otel 3 yıldızlı eski bir otel, ancak konumunun çok iyi olması sebebi ile çok rahat ettik. 3 günlük Stockholm gezimizde bir daha toplu taşıma veya taksi gibi araçlara binmeden yaya olarak şehri gezmemizde otelimizin konumunun çok önemi vardı.

İlk iş olarak eşyalarımızı odamıza yerleştirdik. Hem aç hem de yorgun olduğumuzdan hem bir ön keşif yapmak hem de karnımızı doyurmak için dışarı çıktık. Yanımıza Euro almıştık. Ancak daha sonra öğreneceğimiz gibi ne yazık ki alışverişlerde Euro hiç kullanılmıyor. Bu yüzden Euro’yu İsveç Kronu’na (SEK) çevirmek üzere döviz bürosuna gittik. Stockholm Change Group isminde bir döviz bürosu zincirinde 192 Euro vermeme rağmen 2 Euro’yu hesaba katmadığı gibi 11 olması gereken Euro paritesini 10.05’den bozdu ve ayrıca da %14.95 komisyon aldı. Yani basit bir hesapla 2112 SEK alacak iken 1625.25 SEK aldım. Türk parası ile yaklaşık 300 tl zarar ettik. Gidip tekrar konuşmamız ya da diğer bir bürodan fikir almamız da kar etmedi. Sonra öğrendik ki RİA adındaki döviz büroları komisyon almıyorlarmış.. Ayrıca uluslararası kullanıma açık kredi kartları ile her yerde alışveriş yapabilir, hizmet alabilirsiniz.. O yüzden önerim, ya uluslararasına açık kredi kartı ile alışveriş veya hizmet almanız ya da Türkiye’den yanınızda SEK ile İsveç’e gitmenizdir.

Otel resepsiyonistimiz Nick’in önerisi ile Drottninghof Grill & Bar isimli restauranta gittik. Hamburger ve Somon yedik, bir de bira içtik. 537 SEK ödedik. Bu arada bazı işletmeler de nakit bile olsa SEK ile ödeme yapmanıza izin vermiyorlar, mutlaka kredi kartı kullanmanız gerekiyor…

Çok kuzeyde olmamız dolayısı ile hava erken kararıyor. Beklenenin aksine Ocak 2020 tarihinde olmamıza rağmen kar yok ve hava da oldukça yumuşak. İsveçliler de çok şaşkınlarmış bu duruma. Drottninggatan Caddesi boyunca Gamla Stan Adası’na kadar yürüyüp tekrar otelimize döndük. Saat daha 20.00 ama gecenin ilerleyen saatleriymiş gibi bir his veriyor insana. “Hadi gidip uyuyun artık!” der gibi. Otele gittik, ücretsiz çay ve kahve servisi var lobide. Bir şeyler içip, ısınıp biraz da dinlendikten sonra tekrar dışarı çıktık.

Her yer park, her yer bahçe. Eski mimarilerini, eserlerini, parklarını hep korumuşlar. Ne kadar güzel. Bunları fark edince ülkemizde eski eserleri yakıp yerine apartman yapanları ya da parkları imara açıp yerine AVM yapanları düşününce üzülüyor insan. Sveavagen isimli caddesi çok uzun bir cadde ve üzerinde bir çok lüks mağazalar var. Dinlenmek üzere otelimize döndük.

30 Ocak Perşembe günü saat 08.00’de kahvaltı salonuna indik. Otelin çok sayıda müşterisi var. Yiyecekler lezzetli, yeterli ve çalışanlar da güler yüzlü. Tıka basa karnımızı doyurduk. Hedef eski eserlerin daha bol olduğu, eski şehir merkezi olan Gamla Stan Adası. Bu arada bizim otelimiz Norrmalm Bölgesi’nde. Stockholm, Gamla Stan, Norrmalm, Österlmalm, Södermalm, Rickslan, Riddarholmen, Skeppsholmen, Djurgarden, Kungsholmen, Vasastan, Kvarnholmen gibi 14 ada ve onları birbirine bağlayan 57 tane köprüden oluşmuş bir şehir. Bu adalar direkt olmasa da indirekt yollardan Baltık Denizi’ne bağlılar. İsveç’in Baltık Denizi’nde toplam 30000 adası varmış..

Öncelikle Riks Adası’ndan geçtik. Bu adada sadece Parlamento Binası var. İçinden geçip yeni bir köprü yardımı ile Gamla Stan Adası’na geçtik. Gamla Stan Adası şehrin en turistik bölümü. Bu adada Kraliyet Sarayı, Alman Kilisesi (Tyrska Kyrkan), St.Nikola Katedrali, Nobel Müzesi, Sarı ve Kırmızı renkli eski Stockholm evlerinin olduğu Stortorget Meydanı var. Hergün saat 12.15’te Kraliyet Sarayı’nın bahçesinde askerlerin devir teslim töreni oluyormuş. Biz o saatlerde orada bulunamadık ve izleyemedik. Vasterlanggatan Caddesi adanın en güzel ve en işlek caddesi. Buradan herhalde 10 kez geçmişizdir. Bu caddenin paralelinde ise Stora Nygatan Caddesi de çok işlek ikinci caddesi. Mårten Trotzigs isimli en dar noktası sadece 90 cm genişliğinde olan bir sokak da var bu adada. Adını 17. yy’de burada yaşamış zengin bir Alman demir tüccarından almış.


Bu ada turistik adası olduğundan fiyatlar daha yüksek. Stortorget Meydanı’nda Grillska Brödboden isminde bir pastanede hem dinlendik hem de meşhur tatlılarının tadına baktık. Semla, Kanelbulle, Prenses pastası yedik. İsveçliler kahve arası verdiklerinde “zamanı durdurmak” anlamına gelen “fika” ifadesini kullanıyorlar. Biz buna kahve arası ya da kahve molası desek doğru olur. Fırından çıkan sıcacık sarmısaklı ekmeğin tadına ne yazık ki bakamadan ayrıldık.

Tüm adayı gezdikten sonra güneyde yer alan Södermalm Bölgesi’ne doğru yola koyulduk. Burada bir asansör yardımı ile şehri izleyebileceğiniz yüksek bir noktaya çıkabiliyorsunuz. Hava yağmurlu ve sisli olduğundan biz çıkmadık. Bu ada yani Södermalm Adası, cafe ve barların yoğunlukta olduğu bir bölge. En meşhur ve kalabalık caddesi Götgatan Caddesi. Pelikan isimli İsveç Köftesi Restaurantı, Drop Kaffe ve onun çaprazında kalan Johan&Nyström Cafe gidilebilecek yerler.

Gamla Stan Adası’ndan geçerek otelimizin olduğu bölgeye vardık. Gündüz abur cubur ve tatlı yediğimizden akşam yemeği için daha hafif bir şeyler planladık. Ahlens City Alışveriş Merkezi’nin alt katında Hemköp isimli süpermarketten İsveç Köfte, ekmek, salata ve Systembolaget’ten de biralarımızı aldık ve otelde akşam yemeği olarak yedik. Burada Coop, ICA ve Hemköp isimli süpermarketler alışveriş için ideal yerler. Tüm marketlerde ya düşük alkollü içecekler ya da alkolsüz içecekler satılıyorken Systembolaget isimli marketlerde ise saat 19.00’a kadar yüksek alkollü içecekler alabiliyorsunuz. İçki içme yaşı 13 – 14 lere kadar inmiş, alkol komasından çok sayıda çocuk ölmüş olduğundan içki satışını çok dikkatlice yapıyorlarmış. Bazı kişilerin karneleri varmış, onlara ya hiç içki verilmiyormuş ya da günlük belirli sınırlarda içki almalarına izin veriliyormuş. Tabii ki saat 19.00’dan önce ise.

Otelimizde biraz dinlenip kahvelerimizi yudumladıktan yani yine fika yaptıktan sonra tekrar yollara düştük. Riks Adası ve Gamla Stan Adası üzerinden Riddarhalmen Adası’na ve tabii ki üzerindeki Riddarholmskyrkan Kilisesi’ne gittik. Karanlık olmasına rağmen etrafı dikkatlice inceledik. Nobel Ödülleri’nin verildiği Stockholm Belediye Binası’nı da fotoğrafladık. Aynı yolu izleyerek otelimize tekrar geri döndük. Bugün toplam 25100 adım yaklaşık 18 km yol yürümüşüz. Gerçekten çok yorulmuşuz. Saat 20.00’de yatağa girmiştik.

31 Ocak Cuma günü, yine kahvaltının ardından bu kez Stockholm’ün daha doğu kısımlarına doğru yol aldık. Kral Bahçesi ve Berzelius Parkı’ndan geçerek Strandvagen Caddesi üzerinden İzmir’in Kordonboyu’nu hatırlatan şekilde dizili evlerden oluşan geniş cadde yardımı ile ilerledik. Tek fark hiç bir eski bina bozulmamış, korunmuş, tertemiz ve boyalı şekilde… Hafif yağmur yağıyor ve soğuk. Burada herkes spor yapıyor, çok kişi koşuyor, yine çok sayıda insan bisiklete biniyor. QR barkod ile çalışan scooter ile bir yerlere ulaşanlar da çok… Yolun sonunda yeni bir köprüden geçerek Djurgarden Adası’na ulaşmış olduk. Sjöcafeet Restaurant’ta dinlendik ve bir şeyler yeyip içtik. Ardından da Vasa Müzesi’ni gezdik.. Çok etkileyici bir müze… Vasa Müzesi yazımı okursanız orada oldukça detaylı bilgiler de bulabileceksiniz.

Burada Viking Müzesi ve ABBA Müzesi de var. Ayrıca geniş bir de Lunapark’ı var, ancak biz oralara gidemedik. Kestirme yollardan otelimize geri döndük. Fika verdik. Ve sonra artık uzun yol yürümemek amacı ile Höterget Meydanı’ndaki pazaryeri ve çiçekçilere uğradık. Buradaki tezgahtarların bir çoğu Konya Kulu’lu Türkler.

Onlarla biraz sohbet ettikten sonra Hötergethallen ismindeki hem pazar hem de restaurantların yer aldığı bodrum kata geçtik. Burada her türlü et ürününü bulabilirsiniz. Biz Kajsas Fisk ismindeki deniz ürünleri restaurantına oturduk. Balık çorbası, balık ve cips, midye, makarna, bira, kola yedik içtik. Toplam 5 kişi 875 SEK ödedik. 0.62 ile çarptığınızda yaklaşık 500 tl eder. Kişi başı 100 tl. İsveç gibi pahalı bir ülkede restaurantta verilebilecek uygun bir fiyat bu.

Bu kez de Sveavagen Caddesi üzerinden Vasastan Bölgesi’nde yani kuzeye doğru yürüyüşe geçtik. Yol üzerinde çok güzel kafeler, alışveriş merkezleri, çeşitli dükkanları inceleyerek ilerledik. İsveç Halk Kütüphanesi’ne girdik.

Çok büyük bir kütüphaneydi. Ardından da Hard Rock Cafe’ye gittik. Tüm ürünleri çok pahalı idi.

Dönüş yoluna geçtik. Bröd & Salt Cafe’de semla, kardemummabulle ve kannelbulle yedik. Kahvemizi içtik.

Dinlendikten sonra ise Adolf Fredericks Kyrkan Kilisesi’ni gezdik. Otelimizin çevresinde hediyelikçilerden magnetlerimizi aldık ve otele geçtik.

01 Şubat Cumartesi. Sabah çok erken saatte kalktık ve kahvaltı sonrası saat 08.00’den önce Şehir Merkez Terminali’ne gittik. Gidiş dönüş almış olduğumuz otobüs biletimiz ile şehir merkezi ile Arlanda Havalimanı arası otobüsümüze binerek önce havalimanına oradan da Pegasus Havayolları ile önce İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’na oradan da Adnan Menderes Havalimanı’na ulaştık.

Çok nezih, nazik, saygılı, güler yüzlü, fizikleri çok düzgün, sporcu, genelde sarışın ve renkli gözlü, soğuğa çok alışkın, tarihlerine ve geleneklerine sahip çıkan, modern, hemen tamamının çok iyi derecede ingilizce konuşabildiği bir halk, İsveç halkı. Bir daha gitmeyi isteyebileceğim ülkelerden biri İsveç ve şehirlerden birisi de Stockholm…

Tarkan Kızartıcı Şubat 2020

1 Comment

Add Yours →

Çok sürükleyici bir yazı olmuş hiç sıkılmadan okudum. Gezip görmek istediğim yerlerden biridir Stockholm. Yazınızı okuduktan sonra daha da sabırsızlandım. Umarım en kısa zamanda dünya bu salgından kurtulur ve sağlıkla eski günlerimize geri dönebiliriz. Gezi notlarınızın devamını bekliyorum. Sevgiler.

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.